"Denizin bütün suyu düşünsel bir kan lekesini yıkamaya yetmez."
comte de lautréamont


Genel divan-edebiyati

Tarih: 13 Şubat, 2015 | İhsan Uzun

0

Divan Edebiyatı Denince Akla Gelen 5 Büyük İsim

Divan edebiyatı, son yüzyılda büyük haksızlıklara uğramış bir edebiyat akımıdır. Haksızlıklara uğramasındaki en büyük etken ise öztürkçeleşme hareketi içerisinde ziyadesiyle yabancı bulunmasıdır. Yani divan edebiyatı dilinin Farsça ve Arapça kaynaklı olması, döneminde de günümüzde de sıradan halk tarafından anlaşılmamış olması, bu edebiyatın bize ait olmadığı ve yabancı olduğu izlenimi oluşturmuştur. Bu eleştiriler bir bakıma doğruluk payı da olan eleştirilerdir. Şöyle ki divan edebiyatının eserleri, yazıldığı dönemde de sıradan halk tarafından anlaşılmamış, ancak mürekkep yalamış bireylerce anlaşılıp sevilmiştir. Günümüzde de alanla ilgili eğitim alan veya ilgisi olan kişilerce ancak anlaşılmaktadır. Tüm olumsuz eleştirilere rağmen gerek dünya edebiyatı sahnesinde gerekse Türk Edebiyatı içerisinde divan edebiyatının geniş bir yeri vardır. Ayrıca kullanılan şiir teknikleri ve anlatım derinliği bakımından da divan edebiyatına kayıtsız kalmak elde değildir.

 

Bugün tüm dünya kabul etmektedir ki Osmanlı divan edebiyatı güzide eserler ortaya koymuş bir edebiyat akımıdır. Dilerseniz şimdi 7 yüzyıl hüküm sürmüş edebiyat akımının yetiştirdiği önemli şahsiyetlere bir göz atalım.

 

  • Hoca Dehhâni

 hoca dehhani

Divan edebiyatı şairlerine başlamak için divan edebiyatını başlatan şaire değinmek en doğru tercih olacaktır. Divan edebiyatı otoritelerine göre Hoca Dehhâni, divan edebiyatını başlatan şahsiyet olarak değerlendirilmektedir. Divan edebiyatı tarihi kitapları, Hoca Dehhâni ile başlar. Türk edebiyatında ilk gazel ve kaside türleri, Hoca Dehhâni’nin ellerinden çıkmıştır. İlk dönem divan edebiyatına din ve tasavvuf konuları hâkimken Hoca Dehhâni’nin eserlerinde din dışı pek çok konu işlenmektedir. Toplumsal hayat, ahlak ve çeşitli güzellikler, Hoca Dehhâni’nin eserlerinde gördüğümüz konuların başında gelmektedir. Ayrıca ilerleyen dönem divan edebiyatı ürünlerinde görülen Arapça ve Farsça tutkusu, Hoca Dehhâni’nin eserlerinde rastlanmayan bir durumdur. Dehhâni daha çok Türkçe söylemeye çalışmış ve pek çok eserini bu minvalde vermiştir.

 

“Acep bu derdümün dermânı yok mu/ Ya bu sabr itmegün oranı yok mu/ Yanaram mumlayın baştan ayağa/ Nedür bu yanmagın pâyânı yok mu/ Güler düşmen benüm agladuguma/ Acep şol kâfirin imânı yok mu/ Delüpdür cigerümi gamzen oku/ Ara yürekte gör peykânı yok mu”

 

  • Nedim

 nedim1

Her ne kadar divan edebiyatı alanında eser veren sanatçı listesi çok geniş olsa da kimi sanatçıların bu alanda ayrı bir yeri vardır. Hatta edebiyat akımları pek çok sanatçıyı bir köşeye iterek belirli sanatçıların adlarıyla anılır. Nedim de divan edebiyatı alanında böyle bir şahsiyettir. Divan edebiyatı Nedim ve birkaç büyük şairin adı altında incelenmekte ve bu şairler divan edebiyatının kült isimleri haline gelmektedir. Osmanlı döneminin ve divan edebiyatının bu nevi şahsına münhasır ismi 1600’lü yılların sonlarına doğru dünyaya gelmiştir. İster tesadüf deyin ister tevafuk, Nedim’in bu devirde dünyaya gelmesi hem kendi hayatını etkilemiştir, hem de yaşadığı devri. Çünkü Nedim’in sanatla ve edebiyatla ilgilenmeye başladığı yıllarda ‘Lale Devri’ olarak adlandırılan ünlü devir yaşanmaya başlanmıştır. Osmanlı’da yıkılış öncesi bir şaşa devri olarak nitelendirilen Lale Devri, Nedim’in de verdiği eserlerle daha bir görkemli vaziyet almıştır. Sarayın görkem ve lüks içerisinde yaşaması ve halkın fakrı zaruret içerisinde bulunması, devrin Patrona Halil isyanı ile sona ermesine zemin hazırlamıştır. Pek çok tarihçiye göre Nedim de bu isyan sırasında öldürülmüştür. Ancak bu bilginin kesinliği ispat edilememiştir.

 

“Bu şehri Stanbul ki b-î misl ü bahadır/ Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır/ Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında/ Hürşîd-i cihan- tab ile tartılsa sezadır/ Altında mı üstünde midir cennet-i âlâ/ Elhâh bu ne halet bu ne höş ab u hevâdır/ Her bahçesi bir çemenistan-ı letafet/ Her gûşesi bir meclis-i pür- feyz-ü âlâdır”

 

( Bu İstanbul şehri eşsiz değerdedir, paha biçilmez/ Bir taşına bütün bir Acem mülkü feda olsun/ İki deniz arasında tek bir elmas parçasıdır/ Cihanı aydınlatan güneş tartılsa lâyıktır/ Cennet âlâ altında mı üstünde mi bilmiyorum/ Elhak bu ne güzel durum, ne güzel su, ne hoş havadır/ Her bahçesi bir güzellik çimenliğidir/ her köşesi bir coşku ve eğlence toplantısıdır)

 

  • Nesimi    

   nesimi

Osmanlı divan edebiyatının Azeri sahası sanatçılarından Nesimi, daha ziyade tasavvuf temalı eserler kaleme almıştır. Diğer divan şairlerine göre daha sade bir Türkçe ve daha anlaşılır bir anlatım tarzını benimsemiştir. Melamilik ve vahdeti vücut meselelerine çokça kafa yoran mutasavvıf şair, şiirlerine de bu konuları devamlı olarak yansıtmıştır. Yaşadığı dönemin zorba dindarları tarafından anlaşılmayan Nesimi, Hallac-ı Mansur’un kaderini yaşamak durumunda kalmıştır ve derisi yüzülerek öldürülmüştür. Ayrıca şairin Ömer Hayyam ile olan benzerliği de büyük ilgi toplamaktadır. Şairin dünyasını ve rüyasını anlayabilmek için burada onun dünyasını en iyi yansıtan şiirini paylaşmayı uygun bulmaktayız.

 

“ Ben melâmet hırkasını/ Kendim giydim eynime/ Ar-ı namus şişesini/ Taşa çaldım kime ne/ Sofular haram demişler/ Aşkımın şarabına/ Ben doldurur ben içerim/ Günah benim kime ne/ Kah giderim medreseye/ Ders okurum hak için/ Kah giderim meygedeye/ Dem çekerim aşk için/ Kah çıkarım gökyüzüne/ Seyrederim âlemi/ Kah inerim yeryüzüne/ Seyreder âlem beni/ Nesimi’ye sorsalar ki/ Yarin ile hoş musun/ Hoş olayım ya olmayayım/ O yar benim kime ne”

 

  • Fuzuli

 fuzuli

Divan edebiyatının bir diğer sembol ismi olan Fuzuli, Bağdat’ta yaşayan Azeri sahası şairlerindendir. Şiirlerinde Azeri Türkçesi ile Arapça ve Farsçayı harmanlamıştır. Ünlü gazellerinde platonik aşkı konu alır. Pek çok tasavvuf ehlinin aksine beşeri aşka da önem vermiş ve beşeri aşkı ilahi aşka ulaşmanın yolu olarak görmüştür. Leyla ile Mecnun mesnevisinde de tam olarak bu konuyu işler. Mecnun, beşeri aşktan ilahi aşka ulaşan biri olarak tasvir edilir. Ayrıca eserlerinden Su Kasidesi, İran ve Azerbaycan’da hâlâ derslerde okutulan eserlerdir.

 

“Dôstum âlem senünçün ger olur düşmen bana/ Gam degül zîrâ yetersin dôst ancak sen bana/ Işka saldum ben beni pend almayup bir dôstdan/ Hîç düşmen eylemez anı ki itdüm ben bana”

 

( Dostum senin yüzünden herkes bana düşman olursa bu dert değil, zira bana dost olarak yalnız sen yetersin/ Bir dosttan nasihat almayıp kendimi aşka saldım. Benim kendime ettiğimi hiçbir düşman yapmaz)

 

  • Bâki

 baki

Ünlü şair Bâki’den bahsetmeden divan edebiyatı yazımızı sona erdirmek, elbette ki haksızlık olurdu. Divan edebiyatının bu müstesna ismi, Sultan’üş Şuara, yani şairlerin sultanı, olarak adlandırılmaktadır. Divan edebiyatının zirve yapışı, Bâki’ye bağlı olarak Bâki’nin devrinde gerçekleşmiştir. Devrin mahallileşme hareketlerinden etkilenen ünlü şair, İstanbul Türkçesi ile eserler verme gayreti gütmüştür. Rind ehli olarak adlandırılan Bâki, daha ziyade zevk ve eğlence temasını işlemiştir. Yaşadığı devrin hükümdarı olan Kanuni Sultan Süleyman, Bâki’yi her daim koruyup kollamış ve gözetmiştir. O da Kanuni’ye borcunu ölümünden sonra yazdığı Kanuni Mersiyesi ile ödemiştir. Bâki’nin bir diğer ünlü divan edebiyatçısı Nedim üzerinde de büyük etkisi olduğu bilinmektedir.

 

“Açıl bâğun gül ü nesrîni ol ruhsârı görsünler/ Salın serv ü sanavber şîve-i reftarı görsünler/ Kapunda hâsıl itdi bu devâsuz derdi hep gönlüm/ Ne derde mübtelâ oldı dil-i bîmârı görsünler”

 

(Bağın gülü sen yüzünü aç da nesrini, o yanağı görsünler/ Salın servi ve fıstık çamı o yürüyüş tarzını görsünler/ Gönlüm bu devasız derdi hep senin kapında kazandı/ Hasta gönlün nasıl bir onulmaz derde tutulduğunu görsünler)

 

Divan edebiyatı içerisinde daha pek çok müstesna sanatçıyı barındırmaktadır. Bu nedenle yazımızı bir edebiyat makalesinden bir edebiyat tezine dönüştürmemiz işten bile değildir. Divan edebiyatı demişken, modern edebiyattan bir şahsiyeti daha anmadan geçmek istemiyoruz. Bu şahsiyet, ‘divan edebiyatını genç nesle sevdiren kişi’ olarak tanınan İskender Pala’nın ta kendisidir.         


Yazara İlişkin

İhsan Uzun



Yoruma açık değil.

YUKARI ↑

Paylaş