"Dünya kaçtı gözüme;
Çıkamaz."
özdemir asaf


Genel

Tarih: 7 Şubat, 2015 | sehlimumteni

0

Kürk Mantolu Madonna'dan 12 Alıntı

Uzun süredir okumayı düşünüp düşünüp ertelediğim kitaplardan biri Kürk Mantolu Madonna. Sonunda okulların yarıyıl tatiline girmesiyle aldım. Başladım fakat Raif Efendi’nin günlüğüne başladığı kısımda bırakma ihtiyacı hissettim. Çünkü o gün için olsa olsa 5-10 sayfalık vaktim vardı ve hikayeyi bölmek istemiyordum. İyi ki de öyle yapmışım. Ertesi gün şehir dışına gitmem gerekiyordu. Kitabı yanıma aldım fakat yolda da okumak istemedim. İçimden bir ses alıp sonuna kadar durmadan okumam gerektiğini söylüyordu. Sonunda bulduğum ilk boş vakitte bir köşeye çekilip kitabın kalan kısmını tabiri caizse soluksuz okudum.

Karakter incelemesine, yok efendim konusuna, yazarın kullandığı dile falan hiç girmeyeceğim. Artık bunlar çokça yazılıp söylendi. Belirtmek istediğim şey kitabın çok fazla akıcı olması. O kadar akıcı ki çok sevdiğin bir tatlıyı hızlıca yemişsin ve bir tabak daha yokmuş ama o da sana yetmemiş ve canın daha da çok çekmiş gibi. Evet yani tam olarak böyle anlatabilirim. Okurken daha da çok okumak istedim ve sonra bir anda bitiverdi her şey. Halbuki bilsem yavaş yavaş, harf harf okurdum kitabı. Şimdi kitap bitti ve bir Kürk Mantolu Madonna daha yok.

Sanırım fazla gerçekçi bir insan olduğum için mutlu son olmayan hikayeler romanlar okuyunca daha çok beğeniyorum. “Hayatta bunlar da var ve birileri bunları da anlatmış işte!” deyip usta yazarı bir kez daha minnetle anıyorum.

Daha da fazla uzatmak istemiyorum aslında. Diyebileceğim tek şey: “Keşke tekrar yazılsa da tekrar okusak.”

 ***

1.

 

“İnsan tahammül edemeyeceğini zannettiği şeylere pek çabuk alışıyor ve katlanıyor.” (sf. 46)

2.

madonna

 

 

“Bir kadın herhangi bir şekilde hoşuma gidince ilk yaptığım iş ondan kaçmak olurdu. Karşı karşıya geldiğim zaman her hareketimin, her bakışımın sırrımı meydana vuracağından korkar, tarif edilmesi imkansız, adeta boğucu bir utanma ile dünyanın en zavallı insanı haline gelirdim.” (sf. 59)

3.

 

“Zaten küçüklüğümden beri saadeti israf etmekten korkar, bir kısmını ilerisi için saklamak isterdim… Bu hal gerçi birçok fırsatları kaçırmama sebep olurdu, fakat fazlasını isteyerek talihimi ürkütmekten her zaman çekinirdim.” (sf. 73)

4.

 

” “Berlin’de yalnızsınız değil mi?” dedi.

“Ne gibi?”

“Yani… Yalnız işte… Kimsesiz… Ruhen yalnız… Nasıl söyleyeyim… Öyle bir haliniz var ki…”

“Anlıyorum, anlıyorum… Tamamen yalnızım… Ama Berlin’de değil… Bütün dünyada yalnızım… Küçükten beri…”

“Ben de yalnızım…” dedi. Bu sefer benim ellerimi kendi avuçlarının içine alarak: “Boğulacak kadar yalnızım…” diye devam etti, “hasta bir köpek kadar yalnız…” “ (sf. 77)

5.

 

“Bu yaşıma kadar mevcudiyetinden bile haberim olmayan bir insanın vücudu birdenbire benim için nasıl bir ihtiyaç olabilirdi? Fakat bu hep böyle değil midir? Birçok şeylere ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?..” (sf. 86)

6.

 

” “Sözlerime gücenmeyin!” dedi. “İleride arkadaşlığımızı bulandırması ihtimali olan şeyleri açıkça konuşmaktan çekinmemeliyiz. Bu gibi meselelerde korkaklık zararlıdır… Ne olur? Anlaşamayacağımızı anlarsak veda eder ayrılırız… Bu o kadar mühim bir felaket mi? Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sükutu, ne inkisar kalır… Bu halimizle hepimiz acınmaya layıkız; ama kendi kendimize acımalıyız. Başkasına merhamet etmek, ondan daha kuvvetli olduğunu zannetmektir ki, ne kendimizi bu kadar büyük, ne de başkalarını bizden daha zavallı görmeye hakkımız yoktur.” (sf. 93)

7.

 

“İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar uzanan tek bir yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimat sunidir…” (sf. 110)

8.

sabahattin-ali-2

 

“İçimde boş kalan bir taraf bulunduğunu ve bu boşluğun bana adeta maddi bir eziklik verdiğini hissediyordum. Bir şey noksandı, fakat bu neydi? Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesince, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden bir insan gibi üzüntülüydüm.” (sf. 117)

9.

 

“Bir kadının bize her şeyini verdiğini zannetiğimiz anda onun hakikatte bize hiçbir şey vermiş olmadığını görmek, bize en yakın olduğunu sandığımız sırada bizden, bütün mesafelerin ötesindeymiş kadar uzak bulunduğunu kabule mecbur olmak acı bir şey.” (sf. 122)

10.

 

“Muhakkak ki dünyanın en lüzumsuz adamıydım. Hayat beni kaybetmekle hiçbir şey ziyan etmeyecekti. Hiç kimsenin benden bir şey beklediği ve benim hiç kimseden bir şey beklediğim yoktu.” (sf. 124)

11.

 

“Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. Yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun sebebi herhalde, “Bu böyle olmayabilirdi!” düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği şeyleri  kabule her zaman hazır.” (sf. 149)

12.

 

“Hayat ancak bir kere oynanan bir kumardır, ben onu kaybettim.” (sf. 159)


Yazara İlişkin

sehlimumteni

Daha her şeyi anlatmadım. Sehl-i mümteni ne demek bakmak isterseniz sizi şöyle alalım.



Yoruma açık değil.

YUKARI ↑

Paylaş