“Şuramda bir şeyler var
Sahiden bir şeyler var
Haykırmadan anlatamam”
turgut uyar - kavşakta


Köşe dil

Tarih: 3 Şubat, 2016 | ballweigher

1

Lenguıç işşuuuz

Yedi yaşındayım, sünnetime 5 dk kalmış, yatmışım masaya üşüyorum.  Buradan kalktıktan sonra hiç ağrı olmayacak gibisinden sözlerle beni teskin eden doktor “Kelebek mi, balon mu ?” diye soruyor. Kelebekleri çok çirkin bulduğum yıllar. Balon diyorum. Elime bir şey tutuşturup “Şişir.” diyor. Narkozu ciğerlerime dolduruyorum, acı olmayacak rahatlığıyla. Maalesef, öyle olmuyor. Çileli bir serüven başlıyor ve evet canım yanıyor, hatta ÇOK yanıyor.

On altı yaşındayım, bilgisayar bağımlılığından sebep oldukça sağlıksızım. Yaz günleri. Eko’yla çılgın eğlenmeceli bi günün sonunda midem ağrıyor. İki gün sonra doktora gidiyoruz. Apandistim patlamış. Hooop,  ameliyathaneye. O anki psikolojim için bkz: Peyami Safa  – Dokuzuncu Hariciye Koğuşu. Karnım acayip ağrıyor, doktor yine mesele kalmayacak ameliyattan sonra diyor. YALAN ! İki hafta kendime gelemiyorum.

On sekiz yaşındayım. Üni kazanmışım, yüzde bi milyon ingilizce eğitim alacağım. Kantindeki abi bile intermediate şeklinde şakalar yapıyorum. Soc101 aldıktan sonra bu şakaların keyfi de kalmadı, neyse. Pre-int çıkmış seviyem. En altın bi üstü. Geçen Mami’yle mandal aldık eve. En ucuzunu almak istemiyorsun çünkü en dandiği. En pahalısına da para gömmek istemiyorsun. Abi en ucuzun bir iyisini alalım diyorsun. O hesap. Bir de biyolojide Prokaryot – Ökaryot vardı hücre filan. Gelişmiş- gelişmemiş diye. Neyse. Güç bela Ağustos’ta yapılan Proficiency sınavı ile 4 yıllık lisans öğrenimimi İngilizce görebileceğim kanısına varılıyor. Sınavı geçtim ya İngilizce tamam zannediyorum. DEĞİL!

İngilizce’nin bölümde öğrenildiğini fark ediyorum. Tabii bu süreç pek de keyifli olmuyor. Bu açıdan Türkçe verilen Türk dili ve Tarih derslerine bayılıyorum. Çünkü kendimi istediğim gibi ifade edebiliyorum. Sözel bir sınavımda İngilizce bir şeyler yazacak oluyorum. Örneğin yazmayı düşündüğüm şeyin Türkçesi şu olsun: Erdoğan, Erbakan’ın rahle-i tedrisinden geçmiş fakat daha sonrasında bu ikili fikir ayrılıklarına düşmüştür. Ortalama bir Apo essayinde bu düşünce şu biçimde tezahür ediyor : ” Erbakan was a teacher of Erdoğan. They didn’t love each other anymore.” Tamam biraz abarttım ama bundan çok uzak olmadığıma emin olabilirsiniz. Yazma konusu bu işin yalnızca bir parçası. Örneğin bir dersin okumasını yapıp gitmişim ve derste fikrimi beyan edecek oluyorum. Fakat konuşma pratiğim olmadığı için üşeniyorum. İngilizce açısından aldığım mesafeden memnunum fakat maalesef birtakım zorluklar da peşimi bırakmıyor. Fill in the blanks bitchezzz

My teacher in highschool________ (/did not/do/don’t/doesn’t)  teach ________(anything/everything/nothing)

 


Yazara İlişkin

ballweigher

en büyük tehlike nedir?



1 Yorum: Lenguıç işşuuuz

  1. “did not teach anything” olması gerekir. Bu arada Erbakan Hocamız her zaman Tayyip isimli şahsın gelip özür dilemesini bekledi. Beraber yedikleri trilyonu bu kadar kolay unutmasını hiç bir gerçek müslüman unutmayacaktır…

ABDURRAHMAN ERDOĞURAN için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

YUKARI ↑

Paylaş