"Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda"
turgut uyar - göğe bakma durağı


Genel

Tarih: 16 Şubat, 2015 | İhsan Uzun

0

Hakan Bıçakçı : “Türk edebiyatında sağlam bir öykü geleneği var.”

Neden Hakan Bıçakçı?

tevriye.com’da ilk röportajımız ve heyecanımızı gerçekten gizleyemeyeceğiz. Soruya dönecek olursak, edebiyat hayatına 2002 yılında giren ve 13 senedir bizlerin kütüphanelerine kitap olarak konuk olan Hakan Bıçakçı, sinema yazılarıyla da bizlerin ilgi odağı olmuş bir isimdir. Zamanında afilli filintalar’da da yazmıştır. Romanlarında ve öykülerinde trajik olaylar ile birlikte, bu olayları fantastik ögelerle yansıtan müellifimizin sorularımıza verdiği cevapları okumadan önce bir klasik olarak kendisini tanıyalım:

1978’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra 1996 yılında üniversite eğitimi için Ankara’ya gitti. 2001’de Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirerek İstanbul’a döndü.

İlk romanı “Romantik Korku” 2002, ikinci romanı “Rüya Günlüğü” 2003, üçüncü romanı “Boş Zaman” 2004, ilk öykü kitabı “Bir Yaz Gecesi Kâbusu” 2005 yılında ve dördüncü romanı “Apartman Boşluğu” 2008 yılında Oğlak Yayınları’ndan çıktı.

Beşinci romanı “Karanlık Oda” 2010 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. 2011 yılında “Apartman Boşluğu”, “Boş Zaman” ve “Rüya Günlüğü” İletişim Yayınları tarafından yeniden yayımlandı. Yeni ve eski öykülerden oluşan öykü kitabı “Ben Tek Siz Hepiniz” 2011’de İletişim’den çıktı.

“Apartman Boşluğu”, 2009 yılında Arnavutçaya, 2010 yılında Arapçaya, 2011 yılında Bulgarcaya ve İngilizceye çevrildi.

Çeşitli dergi ve gazetelerde edebiyat, sinema, popüler kültür konulu yazıları yayımlandı. Düzenli olarak OT Dergisi’nde yazmaya devam etmektedir.

Yayımlanmış Kitapları:

Ben Tek Siz Hepiniz / öykü / 2011
Karanlık Oda / roman / 2010
Apartman Boşluğu / roman / 2008
Bir Yaz Gecesi Kâbusu / öykü / 2005
Boş Zaman / roman / 2004
Rüya Günlüğü / roman / 2003
Romantik Korku / roman / 2002

 

Öncelikle hoş geldin Hakan Abi. İnsan yazmaya karar verir ve yazar. İlk kez yazmak istediğinde derdin neydi?

Hoş bulduk. Net bir karar anı yok aslında. Veya tek ve adı konmuş bir dert… Karmakarışık ve bulanık bir sürecin sonunda kendimi yazar olarak buldum. Bu süreçte müziğin, edebiyatın ve sinemanın etkisi çok. Geriye dönüp baktığımda “Yazmaya başlıyorum” dediğim net bir an hatırlamıyorum.

 

Yazma serüveninde yazar – editör, yazar – yayınevi diyalogları nasıldı?

Ben biraz şanslıydım. İlk başvurduğum yayınevi (Oğlak Yayınları) roman dosyamı basmayı kabul etti. Tek bir şartları vardı, yazmaya devam etmem. En azından ikinci bir roman dosyası getirmem. Onlara bunun sözünü verirken aklımda yazabileceğim yeni bir şey yoktu ama içimde varmış herhalde, ilk romandan sonra dört kitabım daha çıktı Oğlak’tan. Ancak ilk adım gerçekten önemli. Birkaç yer üst üste reddetseydi büyük ihtimalle yazmaya devam etmezdim. Hırslı bir yapım yok. Ayrıca kendine inancı tam olanlardan sayılmam.

 

Fantastik edebiyat Türkiye’de nerede? Ülkemizde bu edebiyatın başka temsilcileri de var mı?

Kendimi fantastik edebiyatın temsilcisi olarak görmüyorum aslında. Yazdıklarım bütünüyle fantastik türe dahil değil. Ancak fantastik unsurlar içeriyor. Fantastik edebiyatı doğrudan temsil eden iyi yazarlarımız var. Ama genel olarak bu tür pek ilgi görmüyor ülkemizde. Üvey evlat muamelesi görüyor yıllardır. Tıpkı bilim kurgu veya korku türü gibi…

 

İki öykü kitabınız var ve OT Dergisi’nde de öyküleriniz yayımlanıyor. Türkiye’de öykücülüğün seyri nasıl nereye gidiyor?

Türk edebiyatında sağlam bir öykü geleneği var. Ve bugün de çok iyi öykücülermiz var bence. En son okuduğum öykü kitabı Pınar Öğünç’ün “Aksi Gibi”si oldu. Çok beğendim. Tavsiye ederim.

 

Hayalleri ancak ve ancak bir göğüs kadar büyüyebilen bir kadından yaşama dair ne alabilirsiniz?cümlesi insana mı dönük bir tespit, yoksa topluma dönük bir eleştiri mi?

“Hayalleri ve mutluluk tanımı kendine ait olmayan bir kadın” daha doğru bir ifade bence. Kendi dünyası olmadığı için başkalarının dünyasında yaşayan bir kadın karakter var Doğa Tarihi’nde. Bu insana dönük bir tespit. Tabii ki işin toplumsal bir boyutu da var. Ve tabii ki konu sadece kadınlıkla değil, genel olarak insanlıkla ilgili.

 

Son romanınızdasosyal teşhirin toplumun sağlığına olan zarardan bahsettiniz. Aslında bu durum TV’nin Türkiye’de yaygınlaşmasıyla da vahim bir hal almıştı. Bu bağlamda ikonografi kavramı, bir statüyü karşılar mı?

Toplumdan çok bireyin sağlığına olan zararları görüyoruz. Bir bireyin delirme sürecine odaklanıyoruz. Bu delirme aynı zamanda toplumsal travmalara da gönderme yapıyor. Kocaman, açık bir tımarhanede yaşamakta olduğumuza göndermeler yaparak yer yer.

 

Son olarak, Hakan Abi, Türk edebiyatında ilham aldığın ve severek okuduğun isimler kimler?

Çok var. Tanpınar, Refik Halit Karay, Oğuz Atay, Peyami Safa, Edip Cansever, Sait Faik, Sevgi Soysal, Leyla Erbil ilk aklıma gelenler.

 

 


Yazara İlişkin

İhsan Uzun



Yoruma açık değil.

YUKARI ↑

Paylaş